EZOTERİK ÇALIŞMA İLKELERİ VE HEDEFLERİ
Temmuz 6, 2020
EZOTERİK ÖĞRETİM
Temmuz 6, 2020

Ezoterizm ve Atatürk

Ülkemizde Sel Öncesi Medeniyetleri ve ezoterik kültürlerini araştıran ve bu konuda önemli raporlar hazırlayan ilk kişi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Mu ve At1antis Medeniyetleri ve bu medeniyetlerin kültürlerimiz üzerindeki etkileri Atatürk’ün bu araştırmalarıyla ilk kez ortaya çıkmasına rağmen, ne yazık ki, çalışmalar resmi devlet yetkilileri ve bilimsel çevreler tarafından bile dikkate alınmadı. Ancak bu araştırmalar, dünyadaki çeşitli toplumların, özellikle Türklerin kültürleri ve dinleriyle ilgili önemli belgelerle doludur.

Yarışların Kökeni Ezoterik Bilgilerde Saklı …

Irkın kökeni konusu aydınlanması en zor konulardan biridir. çünkü tarihin geçmişine geri dönerken, var olan bir ulusun ilk kaynağını ve dünyada ilk ortaya çıktığında kendimizi sarkık bir ortamda buluruz. Bu, klasik tarih ve etnoloji bilimlerinin henüz cevap vermediği bir konudur.

“Irklar hakkında kesin bilgiye sahip değiliz.”

Bugün sadece tarihçiler ve etnologlar değil, aynı zamanda genetik bilimciler de bu konuyla ilgileniyor.

Ülkemizdeki ırklarla ilgili araştırmalarda Sel Öncesi Uygarlıkların dikkate alınmaması, Türk Kültür Tarihi üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Bahaddin Ögel’in yukarıdaki tespitinin temel sebebidir. Türkiye’nin Cataclysm Pre-Civilization ile şimdiye kadar uğraştığı maalesef üniversitelerimizde maalesef hala yapılmamaktadır. İlkokuldan üniversitelerimize öğrencilerimize öğretilen tüm etnoloji ve tarih bilgileri, klasik ön kabul esaslı bilgilere dayanmaktadır.


Ancak, bu sorunu aydınlatmanın ve Tufan Öncesi hakkında bilgiye ulaşmanın tek bir yolu vardır. .. Ülkemize ilk ulaşan kişi büyük lider Mustafa Kemal Atatürk’dü.
Atatürk’ü bu araştırmaya götüren en önemli sebep, Türklerin tarih sahnesinde ilk kez nasıl ve ne zaman ortaya çıktıklarını belirlemekti.

Bugün Türklerin atalarının Orta Asya olduğu tartışılmaktadır. Bundan hiç şüphe yok. .. Ancak, Klasik Tarih kitaplarında Orta Asya’dan nasıl ve nereden geldiklerine dair tek bir çizgiyle karşılaşamazsınız. Ancak, sorunun düğümlü ve çözülmesi gereken kısmı burada gizlidir. Bu bölüm açıklığa kavuşturularak yapılacak her türlü “Türk Kültür Tarihi Çalışmaları” eksik ve mahkumdur. Atatürk bu eksik parçanın peşindeydi …

(Bahaddin Ogel, “Türk Kültür Tarihi”, Sy: 3. Türk Tarih Kurumu Yayınları. 1988)

“Türkler Orta Asya’da tarih sahnesinde nasıl ve ne zaman ortaya çıktılar?”
Atatürk’ün aradığı soru buydu.

Önce klasik resmi tarihsel kayıtlarımızda kabul edilen bulguları ortaya koyalım ve daha sonra Atatürk’ün ilk defa ortaya çıkardığı ezoterik kaynaklardaki bilgileri tartışarak bu sorunun cevabını birlikte ele alalım.

Türklerin Beyaz ırkının ataları kimdi?

En eski arkeolojik bulgulara göre, klasik tarih bilimi tarafından Taş Devri olarak adlandırılan dönemin ardından Altay Dağları’nda ve Savan Dağları’nın Güney – Bal kısımlarında beyaz bir ırk yaşıyor. Bu ırk bir yandan Tanrı’nın dağlarına yayılırken, bugün Kazakistan’ın içine doğru ilerlemişti.

Amderian’ın güneyinde. Pamir bölgelerinde, Afganistan, İran, Hazar Denizi’nin kuzeyinde, Kuzey Kafkasya ve Güney Rusya’da, Akdeniz ırklarına yakın bir dolikosfat insan ırkı vardı.

Altay Dağları’nın ve Güney Sibirya’nın doğusunda “mongoloid” adıyla tanımlanan bir ırk vardı. Daha sonra Güney Sibirya’da, bu beyaz ırkla mongoloid adı verilen ırkların karışımından yeni bir cins doğdu. M.Ö. uzun süredir devam eden ırkların karışımı. M.Ö. 3000. 2000’lerin başında, Güney Sibirya halkını “brakiyosefalik – mongoloid” yaptı.

Kıtanın doğu kısmında, “eğik gözlü sarı” bir ırk vardı.
Geçen binlerce yıl içinde, yukarıda bahsettiğimiz dört temel ırkın karışımından melez farklı ırkların ortaya çıktığını görüyoruz. Özellikle, Hun Devleti’nin kurulmasıyla bir bayrak altında farklı kabilelerin toplanması bu ırkların karışımını hızlandırdı. Bahaddin Ögel bu konuda şunları söylüyor:

Büyük Hun Devleti zamanında, Moğolistan Baykal Gölü’nün kenarları ve Kuzeye Brachisefal-Moğollar ile kaplandı. Altay Dağları’nı kaplayan ve bu bölgeye hâkim olan yarış, erken yaşlardan beri burada yaşayan hrakisefal beyaz ırkıydı. Türklerin ataları çok büyüktü ve bu beyaz ırktan geldi. Büyük Hun Devleti’nin kurulmasıyla birlikte tüm Orta Asya vahşete kavuşmuştu. Bu siyasi birlik sonucunda Orta Asya ırkları arasında büyük bir karışıklık ve füzyon meydana geldi. Bu ırk değişikliği, özellikle yüzlerin hafif eğik görünmesinden açıkça görülmektedir.

Nitekim Altay’ın kuzeyindeki insanların yüzlerinde küçük bir eğik gözlük ortaya çıktı. Çünkü hü hölge, Southern Magic ile yakın temas halindedir. Altay’ın kuzeyinde, m tarafından yeni ve agronomist bir kabile kuruldu. dolichocephal mongoloidleri ve braisephallerin karıştırılması. Öte yandan Altaylar’ın yüksek bölgelerinde yaşayan hrakisefal beyazlar, Göktürk Dönemine kadar bozulmadan yaşadı.

Hun Devleti’nin kurulmasıyla Orta Asya’nın doğusunda bulunan kabileler. Batıya doğru kayma ve yayılma olasılığını buldular. Öte yandan, Çin ve Hun Devletleri arasındaki ilişkilerin bir sonucu olarak, arkeolojik kazıların iskelet kalıntılarından, Çin türlerinden etkilenen yeni bir antropolojik tipin Orta Asya’da da meydana geldiğini anlayabiliriz.

Evet … Özellikle arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkan ve “Resmi Tarih Kayıtlarına” geçen bulgular.

Bu kısa özetten de görülebileceği gibi, Türklerin kökeni olarak hiçbir şey söylenemez, çünkü yukarıda bahsettiğimiz beyaz ırk Türklerin ilk ataları olabilir. Çünkü konu, söz konusu ırkların her zaman orada var olduğu anlayışıyla açıklanmaya çalışıldı. Belki böyle bir açıklama bazıları için yeterli olabilir, ancak bu açıklamanın çoğumuz için yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Artık resmi olarak kabul edilen bulgular ve bu kaynaklardaki bilgiler dışındaki bilinmeyen veya daha doğrusu ezoterik kaynakları değerlendirmeye başlayabiliriz.

Atatürk’ün Araştırmaları

İnceleyeceğimiz konu, dünyada meydana gelen ve büyük bir alanı kapsayan büyük doğal afetlerin sonunda meydana gelen bir olaya dayanıyor … Bu, dünyanın en büyük sırlarından biri olarak kalan bir süreçle ilgili. .. Uzun zamandır bu konudaki bilgiler sadece ezoterik kaynaklardır. İçlerinde A ve dini metinler gizlendi. Sonraki araştırmalarla, bu ezoterik bilgiler dünya kamuoyuna açıklanmaya başlandı. Günümüzde bilimsel çevreler tarafından tespit edilen bulgular haline gelen bu bulgular; bir zamanlar yaşanmış olan “Büyük Sel” ve bunu izleyen gelişmelerle ilgilidir.

Mustafa Kemal Atatürk Mu Araştırmaları ve
Türklerin Kökeni


Bu insan dünyasında, en az yüz milyon kişiden oluşan büyük bir Türk ulusu vardır ve bu ulus, tarih alanında yeryüzündeki genişliği ile orantılı bir derinliğe sahiptir. Türk ulusunun kök saldığı Türk adındaki kişi, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselam’ın oğlu Yaserin’in oğludur.

1922’de Türkiye Büyük Millet Meclisi Atatürk, 130 Toplantısında yaptığı konuşmada, Türk birincioturumunda yaptığı konuşmada bunun kökeni hakkında konuştu. Bu tesadüfi bir konuşma değildi ve “Türklerin Kökeni” ne ilgisi onu izleyecekti.
Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk’ün açıklığa kavuşturmak istediği konulardan biri “Türklerin Kökeni” oldu.

1930 yılında bu düşüncelerle “Türk Tarih Kurumu” nu kurdu. Hemen Türklerin kökenini araştırmak için çalışmalara başlandı. İşin çoğuyla yakından ilgilendi.

Kurumlar çalışma alanı “Türkler ve Türkiye Tarihi” olarak tanımlandı. Bir yıl sonra yapılan kurumun ilk genel kurulunda “Türk Tarihi Tezi” kabul edildi.

Tez iki ana eksene dayanıyordu:
Türk medeniyeti tarihteki en eski medeniyetlerden biridir.

2- Bu medeniyetin kökeni Orta Asya’dır.

Türklerin kökeninin Orta Asya’ya kadar uzandığı biliniyordu, ancak aradığı şey Orta Asya’nın kökeniydi.

Bu nedenle, bu çalışmaların bir ayağının eksik olduğunu düşünen Atatürk, “Türk Dil Kurumu” nu kurarak. Ayrıca milliyetçiliğin ana unsurlarından biri olan dil üzerine derin bir çalışma başlattı. İkinci Dil Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Güneş” yaklaşımı, Mu Uygarlığı’nın “Sun Kidiu” ve kendi tezi “Güneş Dili Teorisi” ile doğrudan ilişkiliydi.

Türk Dil Kurumu’nun birçok toplantısına şahsen başkanlık eden Atatürk’ün dikkatini çeken ilk şey, Amerikan Kıtası Hintlileri ile Türkler arasındaki dil ve kültür benzerliğiydi. Konuyu açıklığa kavuşturmak için Tahsin Mayatepek’i eski Hintlilerin anavatanı Meksika’ya büyükelçi olarak atadı.

Meksika’da Tahsin Mayatepek

Türkler Orta Asya’da, Kızılderililer Amerika’da yaşıyordu ve aralarında büyük bir okyanus vardı … İki ayrı toplumda bu dil benzerliğinin sırrı neydi? .. İlk başta hiçbir anlamı olmayan bu dil benzerliğinin nedenleri Tahsin Mayatepek’in araştırmalarıyla gün ışığına çıkarıldı.

Ortaya çıkan bulgular beklentilerin ötesindeydi … O zamana kadar ülkemizde büyük bir gerçekle karşılaşıldı: Kutsal kitaplarda anlatılan Tufan hikayeleri büyük bir gerçeğe dayanıyordu ve Tufan’dan önce iki büyük gelişmiş medeniyet vardı dünyamız.
Ortaya çıkan bir diğer gerçek, bu medeniyetlerin Tufandan çok önce kıtalarımıza göç etmiş olmalarıydı.
Tahsin Mayatepek Amerika’daki bulgularını Atatürk’e Klasörler. Bu belgeler Türk Dil Kurumu kütüphanesinde 56 ve 57. kayıtlarda tutulmaktadır.
Mu araştırmaları Atatürk Türk Dil Kurumu’nda oluşturulan komite ile devam ediyor.


1996’da ilk kez inceleme fırsatım oldu. Bir fikir vermek için; Bu raporların toplam hacmi 4’ten fazla büyük klasör olduğunu söyleyebilirim.
Her vakadan raporların ayrıntılı bir çalışmanın sonucu olduğu ve o yıllarda bu çalışmaya büyük önem verildiği açıktı. Raporların hazırlanmasında, on binlerce yıl öncesine dayanan tarihi belgeler Amerikan Arkeolog William Niven ve “Dünya Tarihi” ni değiştiren gerçekler tarafından kullanılmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk, bir yandan Tahsin Mayatepek’in bir yanından James Churchward Mu ve Atlantis medeniyetlerinin beş kitap konusunda Türkiye’ye gönderdiği raporları incelerken çok kısa bir süre içinde bir çevirmen ekibi oluşturarak, 60 kişi Türkçeye çevrildi. Bir daktiloda yazılmış olan bu ‘çeviriler’ halen Anıt Kabir Kütüphanesi’ndeki 1482 – 1485 no’lu kayıtlarda yer almaktadır. Orijinal kitaplar Anıt Kabir Kütüphanesi’nde 1301 ve 1302 kayıtlarında da görülebilir.


Tahsin Mayatepek’in kendisine gönderdiği raporlarda yer alan bilgiler, Amerikalı Arkeolog William Niven’ın Amerika Kıtası hakkındaki Amerikan belgelerini içeriyordu.
Buna karşılık, çevirdiği James Churchward’ın kitapları, Orta Asya ve çevresindeki Mu’nın belgeleriydi ve yazarın 50 yıllık araştırmasıyla topladı. Ve her iki bulgu da birbiriyle inanılmaz derecede örtüşüyordu …
Atatürk James Churchward’ın kitaplarından birini incelerken.
Atatürk o yıllarda gündüz ve gece bu konuyla ilgileniyordu. Gündüz Türk Dil Kurumu üyeleriyle birlikte çalışan Atatütürk, aynı heyetle gece görüştü ve Türklerin Mu Uygarlığı ile gece geç saatlerde bağlantılarını görüştü. Bu toplantılarda, heyetin her üyesi görüşlerini tek tek alıp dikkatlice dinlerdi.
Bu şekilde, iki kıtada birbiriyle tamamen paralel olan son derece önemli belgelere ulaşıldı.


Özellikle Tahsin Mayatepek’in kendisine gönderdiği metinlerin çoğu Türkler hakkındaydı. Şu ana kadar vurgulanmamış ve gün ışığına çıkarılmamış Türklerin Kültürel Kökenleri hakkında bilgiler içeriyordu. Böylece ülkemizde ilk kez Dünya Tarihi ile ilgili çok önemli gelişmeleri gündeme getiren Atatürk, Türklerin Kültürel Kökenlerinin nerede aranması gerektiğini de gösterdi …
Atatürk, hayatının son bölümünde yaptığı bu önemli araştırmadan çıkardığı sonuçlar hakkında hiçbir açıklama yapmadı. Hatta yakın çevresinde yaptığı sonuçlar hakkında düşüncelerini söylemediğini tahmin ediyoruz. Çünkü yakın arkadaşlarından hiçbiri sonraki anılarına bu konu hakkında bilgi eklemedi.


Örneğin, Tarihçi Cemal Kutay da bu konuda; “Atatürk, Türklüğün gerçek doğası hakkında kimsenin tahmin edemeyeceği tahminlerine uzanıyor” demenin ötesinde hiçbir bilgi aktarmadı. Bu konuda başka bir yerde kayıt yoktur.

Ne yazık ki, 1935’ten sonra ilerlemeye başlayan rahatsızlığı ona fazla zaman vermedi. Araştırmalarını yarıda bırakmak zorunda kalmış olabilir. Çünkü elde ettiği belgeler ezoterik bilgilerle karşılaştırılmalı ve birçok şekilde incelenmelidir. Ve içinde zamana ihtiyaç vardı. Bu nedenle araştırma sonuçlarını nasıl yorumladığını tam olarak bilmiyoruz. Bilmediğimiz için, bu konuda onun hakkında yorum yapmaktan kendimizi uzak tutuyoruz.

Ancak Atatürk’ün 1932-1935 yılları arasında yaptığı bu araştırmalar sonucunda Türklerin kökeninin Mu Uygarlığına bağlı olduğunu kesin olarak biliyoruz.

Tibet Rahipleri tarafından isimleri açıklanmayan türbelerde tutulan Mu Naacal Rahiplerinin bilgilerinin sadece küçük bir kısmı dış dünyaya açıklandı. Tibet’teki bir tapınakta kendisine verilen bazı haritalarda Mu’den gelen göçler de tüm ayrıntılarıyla çizildi. Bu haritalardan Türklerin Mu sömürgelerinden biri olduğu görülebilir. Tibet rahipleri tarafından James Churcward’a iletilen bilgiler bunu doğrulamaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir